
Temporomandibular Joint yani Temporomandibular Eklem, çeneye çiğneme, konuşma, yutma hareketlerini yaptıran kulakların hemen önündeki çift taraflı eklemlerdir.
Temporomandibular eklem disfonksiyonu (TMD); TME'yi ve ilişkili destek yapıları etkileyen kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarından oluşan, sık görülen bir hastalıktır. TMD her yaşta görülebilir fakat en çok genç ve orta yaş nüfusunda, sıklıkla da kadınlarda erkeklerden daha fazla görülür.
1982 yılında American Dental Association ''Temporomandibular bozukluklar'' terimini, bölgesel belirti ve semptomlar ile görülen, TME ve/veya çiğneme kaslarının bulunduğu alanı içeren ağrı, sıklıkla limitli mandibular normal eklem hareketi ve/veya eklem sesleri (klik ve/veya krepitasyon) olarak tanımlamıştır.

Temporomandibular eklem sorunlarının sık görülen semptomları şunlardır:
TMD'lerin başlangıcını açıklayabilecek tek bir neden, faktör veya teorik model yoktur. Birçok sebepten kaynaklı temporomandibular bozukluk görülebilir. Bunlar;

Hastanın ayrıntılı öyküsü alınarak tıbbi geçmişi; aldığı tanı ve tedaviler, yapılan görüntüleme ve testler, geçirmiş olduğu travma/kaza/cerrahiler sorgulanır.
Dişlerin oklüzyonu(hizalanması), diş ve yüz yapılarının simetrisi, nefes alma paterni, aktif ve pasif eklem hareket açıklığı, hipermobilite varlığı ve stabilize testleri, ağzın açılıp kapanması hareketinin düzgünlüğü, defleksiyon/deviasyon varlığı, dil pozisyonu ve hareketleri, dil ve dudak bağı, tüm bedenin postürü ve hizalanması değerlendirilir. Yutma değerlendirmesi, duyu testi ve refleks değerlendirme yapılır. Anamnezde nörolojik bulguları düşündüren bir tablo varsa Kraniyal sinir muayenesi yapılır.




Palpasyonda intra-oral ve ekstra-oral olarak eklem hareketleri, çiğneme kaslarının tonusu, tetik nokta varlığı ve hassasiyeti değerlendirilir. Ayırıcı tanı için boyun ile temporomandibular eklemi içeren hareket testleri ve Rocabado'nun Sinovyal Ağrı Haritası kullanılır.


Fizyoterapi, semptomlar uzun süreli ve şiddetli olduğunda bile TMD'nin hafifletilmesinde ve yönetilmesinde çok etkilidir. Uygun fizyoterapi ile çoğu hasta semptomlarında 3 ila 6 hafta içinde önemli bir iyileşme görecektir.
Temporomandibular bozuklukların tedavisi için biz kliniğimizde:
Tedavi için, yapılan ayrıntılı değerlendirme sonucunda hastanın ihtiyacına yönelik özelleştirilmiş tedavi programı hazırlanır. Bu program şunları içerebilir:
Bir sağlık profesyoneli olarak, hastalarımızı bilgilendirmeden, durumlarını anlamalarına yardımcı olmadan, kaygılarını azaltmadan ve kendi iyileşme süreçlerinde aktif rol almalarını desteklemeden hiçbir TME fizyoterapi seansı tamamlanmış sayılmaz.
Semptomlarını tanıma, tanımlayabilme, neden-sonuç ilişkisi kurma ve kontrol altında tutma üzerine stratejiler, günlük yaşamdaki yüklenmelerin ve parafonksiyonların yönetimi, çene ve dilin dinlenme pozisyonu, boyun ve omurganın doğru hizalanması, diyafragmatik solunum ile doğru nefes alma, uyku hijyeni, sirkadiyen ritim, stresle baş etmeye yardımcı olabilecek somatik çalışmalar ve gevşeme teknikleri, mindfulness teknikleri hasta eğitiminin önemli başlıklarındandır.




Uygulanan manuel terapi teknikleri, temporomandibular eklem, ilişkili kas grupları ve fasyal dokuları hedef alır. İyileşmenin doğru fazında uygulanması gereken bu yöntemler eklem ve bağ dokularının mobilitesini ve elastikiyetini artırırken inflamatuar süreçleri ve dokulardaki ağrı ve hassasiyeti azaltmaya yardımcı olur. Böylece eklem hareket açıklığı ve normal biyomekanik özelliklerin yeniden kazandırılması, fonksiyonel kapasitenin iyileştirilmesi ve ağrı kontrolü hedeflenir.



Çene, boyun ve baş bölgesindeki kaslar ile fasya dokularına yönelik manuel terapi teknikleri kullanılarak miyofasyal tetik noktaların çözülmesi, artmış kas tonusunun azaltılması ve doku gerginliğinin dengelenmesi hedeflenir. Aşırı kullanıma veya uzun süreli postüral yüklenmelere bağlı olarak kısıtlanmış dokularda dolaşım ve doku kayganlığı desteklenerek eklem ve yumuşak doku hareketliliğinin yeniden kazandırılması amaçlanır. Bu yaklaşımla ağrı kontrolü sağlanırken, hipersensitivite (aşırı hassasiyet) üzerinde bir rahatlam sağlanır, fonksiyonel hareket, çiğneme, konuşma ve baş-boyun koordinasyonunun iyileştirilmesi desteklenir.



Çene fonksiyonunu yeniden eğitmeye yönelik spesifik hareket ve motor kontrol egzersizleri, temporomandibular eklemin hareket eden ve fonksiyonel bir yapı olduğu kabul edilerek planlanır. Bu nedenle eklem hareketliliğinin restore edilmesi, sağlıklı yük dağılımı ve optimal fonksiyon için temel bir hedeftir.
Uygulanan egzersizlerle koruyucu kas kasılmalarının azaltılması, kaslar arası koordinasyonun geliştirilmesi ve çiğneme, konuşma ile postüral stabilitede görev alan kas gruplarında dengeli ve etkin kas aktivasyonunun yeniden sağlanması amaçlanır.
Çene fonksiyonu yalnızca lokal bir yapı olarak değil, tüm vücut stabilitesiyle ilişkili bir sistem olarak ele alınır. Bu doğrultuda gövde stabilitesinin desteklenmesi tedavi sürecinin önemli bir parçasıdır.
Diyafragmatik solunum ve intraabdominal basıncın doğru kullanımı, çene-boyun kompleksinin üzerindeki yükün dengelenmesine katkı sağlar ve fonksiyonel hareketin daha verimli gerçekleşmesini destekler.
Bu bütüncül yaklaşım, fonksiyonel iyileşmenin sürdürülebilirliğini artırmayı ve tedavi sonuçlarının kalıcılığını hedefler.


Kraniosakral terapi; kraniyal kemikler, omurga ve sakrum üzerine odaklanan, nazik ve manuel bir terapi yöntemidir.
Uygulanan hafif dokunuşlarla kraniosakral ritmin ve kraniyal kemik mobilitesinin desteklenmesi, merkezi sinir sistemi regülasyonunu teşvik eder. Ayrıca kraniyal sinirler üzerinde oluşmuş olan patolojik olmayan fizyolojik baskılar üzerinde rahatlama sağlar. Örnek: Vagus siniri normalizasyon teknikleri.
Bruksizmin en belirgin risk faktörlerinden birinin psikolojik stres olduğu kabul edilir. Stresin otonom sinir sistemi üzerindeki etkileri, diyaframda, çene ve yüz bölgesinde artmış kas aktivitesiyle ilişkilidir.
Sinir sistemi regülasyonunun iyileştirilmesi, sempatik aktivitenin azaltılması ve parasempatik yanıtın güçlendirilmesi yoluyla, psikolojik stresin bedensel yansımaları (somatizasyon) üzerinde farkındalık ve kontrol gelişmesine katkı sağlar.
Özellikle baş ve çene bölgesindeki yumuşak dokularda gevşeme, doku serbestliğinin artması ve koruyucu kas aktivitesinin azalması hedeflenir.
Kraniosakral terapi; manuel terapi ve egzersiz yaklaşımlarıyla birlikte uygulanarak çene-boyun-kranium kompleksini kapsayan bütüncül tedavi yaklaşımının önemli bir parçası olarak ele alınır.

Visseral osteopati; iç organların mobilitesi, birbirleriyle olan ilişkileri ve çevre dokularla etkileşimini değerlendiren ve destekleyen manuel bir tedavi yaklaşımıdır.
Reflü ve sindirim sistemi problemlerinin, otonom sinir sistemi üzerinden diş sıkma (bruksizm) için tetikleyici veya sürdürücü bir etken olabileceği, yapılan araştırmalarda tartışılmaktadır.
İç organların fizyolojik hareketliliğinde oluşan kısıtlılıkların; diyafram fonksiyonu, solunum mekaniği ve intraabdominal basınç yönetimi üzerinde etkileri olduğu, bunun da omurgayı çevreleyen core kaslarının fonksiyonunu olumsuz etkileyeceği göz önünde bulundurulur.
Visseral disfonksiyonların, uyku kalitesini olumsuz etkileyerek gece bruksizmini destekleyebileceği, bu nedenle çene problemleriyle çift yönlü bir ilişki içinde olduğu değerlendirilir.
Uygulanan nazik manuel tekniklerle organ mobilitesinin artırılması, visseral-fasyal gerilimlerin azaltılması ve dolaşımın desteklenmesi hedeflenir.
Bu yaklaşım, çene, boyun ve baş bölgesiyle ilişkili fonksiyonel problemlerde bütüncül tedavi planının tamamlayıcı bir parçası olarak ele alınır.